Gaea

Gaya Felsefesi (Gaia-Gaea) [Toprak Tanrıçası – Ana Tanrıça]

Gaia; mitolojide toprak (doğa) tanrıçasıdır. Bir tanrıdan çok kozmik bir varlıktır. Bütün tanrıların ve titanların soylarının çıktığı en eski ve ilk tanrıça olarak geçer. Mitolojide kocasız olarak Uranos’u (gökyüzü) doğurmuştur. Göğe kendisini de içine alsın kaplasın diye kendi büyüklüğünü verir. Gaia, bütün öğelerin kaynağında bulunan ana ilkedir. Gaia kendi kendine doğurma prensibine göre göğü, dağları ve denizi yaratır.

“Eski Yunanlılar, yeryüzünün yepyeni olduğu, daha kesin biçimini almadığı döneme Khaos adını takmışlardı. Khaos kelimesi büyük bir karmaşayı anlatmak için kullanılır ve eski Yunanlılarda yeryüzünün ilk halini bir karmaşa, karışıklık olarak görüyorlardı. Efsanevi Tanrılar, işte bu el değmemiş karmaşık toprağa bir düzen getiriyorlardı.”

“Önce kaos vardı hiç bir şekil almamış karanlık ve boşluğu içeriyordu daha sonra kaostan her şeyin dayanağı olan Gaia (yer) çıktı. Daha sonra her şeyi birbirine çeken birleştiren ve çoğaltan eros çıktı. Bunun ardından erebos (karanlık), üst tabakanın ışığı aither ve yeryüzünün ışığı olan hemera çıktı.”

Kaos’tan sonra ortaya çıkan Gaia, ilk önce gökyüzü Uranos’u daha sonra ahenkli dalgaları bulunan Pontos’u (deniz) kendisinden çıkarır. Su yeniden doğuşun sembolüdür. Uranos ile birleşerek (sevgi öğesi) altısı dişi, altısı erkek olmak üzere oniki titanı doğurur. (okeanos, koios, krios, hyperion, iapetos, kronos, theia, rhea, mnemosyne, phebe, tethys, themis) Bilindiği gibi kutsal gök (eril) ile kutsal yerin (dişil) birleşmesinden, kutsal evlatlar oluşur. Uranos gök tanrı olarak Gaia ile yaptığı evlilikte evrenin yönetimini ele alır. Daha sonra Uranos kendi öz oğlu Kronos tarafından hadım edilir ve sembolik olarak yeryüzü ve gökyüzü birbirinden ayrılır. Uranos gibi Kronos da oğullarını yok etmek ister. Gaia Uranos’un devrilmesini sağladığı gibi, tahta çıkardığı oğlu Kronos’un da Zeus tarafından devrilmesini sağlar. Her ikisi de yönetime gelince zorbalaştıkları için devrilmişlerdir. Gaia son olarak Tartaros’la birlikte Thypon’u doğurur. Gaia veya Gaea, Yunan mitolojisinde yeryüzünü simgeleyen, arzın cisimleşmiş hâli olan tanrıçadır. Diğer tanrıların kendisinden türediği düşünülmüştür.

“Zamanla Gaia’nın mythos’ta yeri ve önemi değişmiş, kozmik nitelikteki Ana Toprak, dinde daha belirli birer tanrıça olarak görülen, bir yandan Demeter, öte yandan Kybele gibi toprak ve bereket tanrıçalarına yer vermiştir. Gaia böylece daha kişisel ve insansal tanrıçalarla ya birleşmiş, ya da kozmik öğe olarak felsefealanına girmiştir.”

fdfd

Gaia Hipotezi, Gaia Kuramı ya da Gaia Prensibi, biyosferin ve yerkürenin fiziki bileşenleri sayılan atmosferin, kriyosferin (buzullar), hidrosferin velitfosferin, karmaşık bir karşılıklı etkileşim sistemi içinde bir araya gelerek bir bütünlük oluşturduğunu ileri süren ekolojik bir kuram ya da hipotezdir. Bu hipotezde, yeryüzündeki iklimsel ve biyojeokimyasal koşulların ve süreçlerin bu karşılıklı etkileşim sistemi çerçevesinde aynı yönde gelişme ve değişme eğilimi içinde oldukları öngörülmektedir. Hipotez başlarda James Lovelock tarafından yerküreyi konu alan bir geri besleme hipotezi olarak ortaya atılmıştır.[2]Lovelock’un hipotezi için seçtiği adlandırma Yunan mitolojisi’nde yeryüzünü simgeleyen tanrıça Gaia’ya dayandırılmaktadır. Hipotez sıklıkla, yerkürenin tek bir organizma gibi göründüğü / davrandığı (olduğu değil) olarak anlaşılmaktadır.

Gaia Hipotezi ilk olarak, James Lovelock’un, Mars’taki yaşamı saptama yöntemleri üzerine NASA adına yaptığı bağımsız bir araştırmanın yan ürünü olarak formüle edildi. Hipotezi ilk olarak 1970’li yılların başlarında makaleler olarak yazmıştır. Daha sonra hipotezin göze batması üzerine 1979 yılında “Gaia: Dünya’daki Yaşama Yeni Bir Bakış” adıyla kitap olarak yayınlandı.

gfgff

Lovelock’a göre hipotez başlangıçta, oksijen içeren kimyasalların bir aradalığını ve Dünya atmosferinde metan konsantrasyonunun sabit kalmasını açıklamaya yönelmişti. Lovelock, başka gezegenlerdeki atmosferde bu gibi durumları araştırmanın, yaşam tespit etmek yönündeki çalışmalar için görece güvenli ve pratik bir yöntem olduğunu ileri sürmüştür. Lovelock, birçok farklı sürecin, kendi kendini düzenleyen bu sistem içinde aynı yönde işlemeye yöneldiğini ve tüm dengeleri şekillediğini formüle etmiştir. Bu şekilde formüle edilen hipotez, birçok bilimsel deneyle de desteklenmiş[8] ve bir dizi yararlı öngörü sağlamıştır.Dolayısıyla hipotez, Gaia Kuramı olarak tanındı.

Mikrobiyolojist Dr. Lynn Margulis, 1971 yılından itibaren Gaia Hipotezi’nin, bir kuram olamasını sağlayabilecek kavram ve tasarımlarrı geliştirmekte Lovelock’un en önemli yardımcısı olmuştur. Hipotez 1975 yılına kadar görmemezlikten gelindi. Bir popüler bilimsel dergi olan New Scientist’de 15 Şubat 1975 tarihinde bir makale yayınlandı. Hipotezin ayrıntılı bir anlatımı da 1979 yılında The Quest for Gaia adında bir kitap piyasaya çıkmıştır. Bu yayınların ardından hipotez, bilimsel ve eleştirel dikkati üzerine çekmeye başlamıştır. Hemen ardından birçok geleneksel biyolojistin eleştirileri başladı. Diğer taraftan belirli çevreci gruplar ve iklim bilimciler tarafından desteklendi, ve savunuldu.

Lovelock’un hipotezi

James Lovelock Gaia’yı şu şekilde tanımlamaktadır. Dünya’nın biyosferini, atmosferini, okyanuslarını ve toprağını içine alan karmaşık bir varlık: bu gezegende yaşam için en uygun fiziksel ve kimyasal ortamı oluşturmaya yönelmiş bir geri besleme ya da sibernetik bir sistem oluşturan bütünlük Lovelock’un başlangıç hipotezi, biyokütlenin gezegendeki koşulları daha “konuksever” koşullara dönüştürmeye yöneldiğini ifade etmektedir. Gaia Hipotezi bu “konukseverliği”, tam bir homostasis durumu olarak ifade etmektedir.
Eleştirmenleri tarafından teleolojik olmakla suçlanan hipotez atmosferin, biyokütle için ve biyokütle tarafından homostatis durumunda tutulduğunu kabul etmektedir.

Lovelock, Dünya’daki yaşamın bir sibernetik kontrol sağladını, homostatik geri besleme sisteminin biota tarafından kendiliğinden ve bilinçli olmayan bir şekilde işletildiğini ve böylelikle küresel ısı ve kimyasal yapıyı istikrarlı tuttuğunu ileri sürmektedir. Ilk hipoteziyle Lovelock, okyanus tuzluluğunda, atmosfer bileşiminde ve yüzey sıcaklığında küresel bir kontrol sisteminin varlığını ortaya koymuştur.

Hipotezin dayandığı savlar şunlardır.
“Dünyanın küresel anlamda yüzey ısısı, Güneş tarafından sağlanan enerji arttığı halde sabit kalmıştır.”
“Atmosferin bileşimi, değişken olması gerekirken sabit kalmıştır.”
“Okyanusların tuzluluk oranı sabittir.”

Yeryüzünde yaşam başladığından bu yana Güneş’in sağladığı enerji %25 – %30 artmıştır. Buna karşın gezegenin yüzey ısısı küresel düzeyde, olağan sayılamayacak şekilde sabit kalmıştır. Dahası, Dünya’da atmosferin bileşiminin de fiilen sabit kaldığına dikkat çekmektedir.